23 Nisan 2009 Perşembe

Bu Hafta Neler İzledim

  • Rear Window- Alfred Hithcock
  • I'm Not There- Todd Haynes 
  • Burn After Reading- Coen's
  • Modern Times- Charlie Chaplin
  • Miracle on 34th Street- John Hughes
  • Producers- Susan Stroman

3 Nisan 2009 Cuma

En Sevdiğim 10 Film

3. Annie Hall- Woody Allen- 1977

     
     

En Sevdiğim 10 Film


5. Back to The Future Serisi- 1985, 1989, 1990- Robert Zemeckis

Back to the Future Serisi en sevdiğim 10 film arasında 5. olmasına rağmen sırayı bozup Back to the Future'dan söz etmek istedim.
.
Back to the Future hakkında bilinmeyen hiç bir şey yoktur herhalde. Film boyunca gözümüze sokulan Goodyear lastikler, Pepsi-Pepsi Free, Panasonic radyolu saat, Nike ve daha bir çok reklam, bu filmde beni hiçte rahatsız etmedi. İlk filmin çekilmesi üzerinden 14 yıl geçmiş olmasına rağmen bu film yuzunden radyolu saat bile aldım. Adidas tercih etmeme rağmen Nike'a sempati bile duydum. Bu önemsiz ayrıntıları geçersek, aynı senaryo ile 3 film çekip 3'ünü de izlettirebilen başka film var mı bilmiyorum. Varsada izlemedim demektir. Her filmde olay hep aynıdır. Gelecekte veya geçmişte biri başını belaya sokar, Marty McFly ve Dr. Emmet Brown'da olayları yoluna koymak üzere zamanda yolculuğa çıkarlar.  Marty McFly'ın 1. filmde olduğu gibi 2. filmde de Biff Tannen'ı haklayacağını biliriz.
Robert Zemeckis'ten söz etmek gerekirse, kendisinin "I Wanna Hold Your Hand" isimli Beatles manyağı bir grup gencin hikayesini anlatan olağanüstü sıkıcı filmini saymazsak, kendisi sevdiğim bir yönetmen/yazar/yapımcıdır. Keyifle izlenebilecek filmleri ise şu şekildedir(bazılarında yapımcıdır, yazardır) ; Death Becomes Her, Forrest Gump, What Lies Beneath ve Monster House. 
Marty McFly'ın Enchantment under the Sea Dance (yada böyle bişeydi. Marty'de ismini yanlış hatırlamıştı zaten bir sahnede.) de sahnede Chuck Berry'den Johnny Goode'u çalması/söylemesi ve çalmaya gelen gruptan birinin quzenini arayıp şarkıyı dinletmesidir. (Robert Zemeckis bunu hep yapıyor demiyorum ama Forrest Gump'ta da Elvis Presley'in dansını Forrest'dan esinlendiğini göstermişti bizlere- Gerçi Forrest Gump kitaptan uyarlama bir film oldugu için kitapta da böyle birşey var mı bilmiyorum.)
1. filme dair sevdiğim diğer bir sahnede, Doc'un zaman makinesini Marty'e tanıtırken istersen 25.12.00 yaparız, İsa'nın doğumunu görürüz dediği sahnedir. (Acaba o zaman Marty'i havarilerden biri olarak mı görürdük orasını da çok merak ediyorum. )
Çok uzatmadan son olarak eklemek istediğim diğer bir sahnede, 1955 yılında babasının odasına garip bir kostumle girerek, Lorraine'e dans için çıkma teklifi etmesini yoksa beynini eriteceğini söylemesidir. Kendini Darth Vader olarak tanıttığını da unutmayalım.
Bu arada not olarak düşmem gerekirse, filmde en çok sevdiğim isim Mr. Strickland'dır. Tam isminin karakterini canlandırır okul müdürü. 
Marty McFly karakteri için idda edebilirim ki- belkide Zemeckis'in bu yönde bir açıklaması vardır ama ben bir yerde rastlamadım- Nicholas Ray'in 1955'te gösterime giren Rebel without a Cause'daki Jim Stark karakteri üzerine kurulmuştur yada esinlenilmiştir. 


James Dean'ın oynadığı Jim Stark kendisine "Chicken" tavuk denmesinden hiç hoşlanmayan bir liselidir. Aslında gayet aklı başında diye tanımlayabileceğim Jim Stark( ailesi/aileler tam bir idiot gibi hareket ederler film boyunca, ki filmin sonunda da Jim'in annesinin pek te akıllandığını sanmıyorum.) Konuya geri dönersek, Jim Stark kendisine tavuk denmemesi için "Chicken Run" isimli salakça bir yarışa katılır ki bunun ne kadar tehlikeli ve gereksiz olduğunun farkındadır da. Şimdi Back to the Future'a dönüp baktığımız da görüyoruz ki, Marty'de pek çok defa kendisine "tavuk" denmemesi için kendisini kanıtlamak adına bir çok defa işleri batırır. (2. filmde patronu onu bilgi sızdırırken yakalar, bir çok defa kavgaya tutuşur.) Bu konuda diyebilirim ki, James Dean/Jim Stark gibi "cool" bir karakter bile kendisine tavuk denmesini kaldıramıyorsa, Marty'i bütün bu olanlardan dolayı mazur görebiliriz. Zaten Marty her filmin sonunda kendini kurtarmayı bilir.  Zaten 3. filmin sonunda yolda karşılaştığı serseri tiplerle araba yarışına girmeyip, Royce Royce'a çarpıp bileğini sakatlamaktan kurtularak, geleceğini de kurtarır. (Ki Jim Stark'da Chicken Run'a katılmasaydı, kimse ölmeyecek, sorunlu-rahatsız ergen olarak Jim Stark, Judy ve Plato hayatlarının o dönemini geçireceklerdi.)

Robert Zemeckis'in Christopher Lyodd ile Michael J. Fox'u bir arada görebileceğiniz diğer film filmide Interstate 60'dir. Ama aynı karede göremezsiniz, zaten J. Fox filmde çok kısa bir role sahiptir.

This is an oldie where I come from diyerek sizlere Johnny B. Goode'u armağan ediyorum.

2 Nisan 2009 Perşembe

En Sevdiğim 10 Film

 
2. Bottle Rocket- Wes Anderson- 1996


Yine en sevdiğim yönetmenlerden ve senaristlerden biri olan Wes Anderson'ın en hoşuma giden filmi bottle rocket'tır. İlk çekilen bottle rocket kısa film olup siyah beyazdır. Fakat iki filmi karşılaştırdığınız da fark edersiniz ki, kısa filmdeki kostumlerin aynısı uzun bottle rocket'da da kullanılmıştır. Hiç bir ayrıntı atlanmamıştır.
Hayata adapte olamamış, kendi istekleri doğrultusunda akıl hastanesi/rehabilitasyon merkezine (ne derseniz) yatmış 2 arkadaşın, hastaneden kaçma/ taburcu olmalarıyla ve yanlarına yakın arkadaşları Bob'u da alarak hırsızlık yapmayı kendilerine hedef edinmeleri ile başlıyor. ve dünyanın en guzel aşk sahnesini içinde barındıran bir film olarak "alone again or" ile kafalarda loopa alınıyor. Bir an için hayatta herşeyin boş oldugunu ve çamaşır makinesi izleyip, ingilizce çalışmanın çok daha anlamlı oldugunu hissettiriyor. (En azından ben öyle hissettim.) 
Anthony'nin hayatında bir gün dahi çalışmamasına ragmen neden yorulmuş oldugunu anlayamayanlar içinse gayet anlamsız bir film olarak nitelendirilebilir. 

En Sevdiğim 10 Film

İşte defalarca izlediğim ve izlemekten hiç bıkmadığım, diyalogları mükemmel, ayrıntılarına hasta oldugum filmler aşağıdaki gibidir. Filmler pek değişmemekle birlikte sıralama sık sık değişmektedir. Ayrıca spoiler içerebilir, filmin sonunu öğrenince izlemeyi sevmeyenlerdenseniz okumayın. En lüzumsuz ve yüzeysel yorumlarımı da posterlerin hemen altında bulabilirsiniz.
  1. Love and Death- Woody Allen- 1975

En sevdiğim yönetmenlerden, yazarlardan ve oyunculardan biri olan Woody Allen'ın en sevdiğim filmlerinden biridir. Tanrı, mülkiyet, ölüm, aşk, savaş temalarını işlerken takındığı eleştirel fakat sert olmayan tavır Love and Death'i eğlenceli kılıyor. Kaç tane film vardır ki, bütün bir sahneyi Dostoyevski'nin roman karakterleri üzerine konuşarak geçirebilir ve en ilgisiz bireyi bile sıkmaz. (Filmlerin sıkıcı olmamaları gerektiğini idda ederken- ki sıkıcı olması kişiden kişiye değişir- Billy Wilder'ın üstünde durduğu bir nokta aklıma geldi. Der ki; izleyiciyi sıkmayacaksın! Bu kapsamda diyebilirim ki, Love and Death dünyanın belkide en sıkıcı en karmaşık konularını izleyiciyi hiç sıkmadan anlatma başarısını gösteriyor. uzun bir parantez oldu kapatıyorum.) Kendiside müzisyen olan Woody Allen, müzik seçimiyle de bu ciddi konuları daha rahat bir atmosfer içine oturtmayı başarıyor. Kimilerine göre, korkak bir Rus'un başından geçen komik olaylar silsilesi olarak özetlenebilecek film kimilerine göre ise göndermeler ve metaforlarla dolu, felsefi teorilerin ağır bastığı bir toplumsal eleştiri olarak da yorumlanabilir. Gösterdiğinden fazlasını vaad eden bir film olarak Love and Death benim gönlümde bir numaradır.